Archive for: Kasım 2012

Leyleğin Atılmış Yavruları

Leyleğin Atılmış Yavruları

Leyleklerin yuvada besleyebileceğinden çok yavrusu olunca, yetiştirebileceği kadar yavruyu yuvada bırakıp fazla olanları yuvadan atar.

Bizler Bingöl’ün Karlıova ilçesi, Taşlıçay Köyü’nde doğduk. 1990’lı yıllara kadar hayvancılıkla olan geçimimiz iyi durumdaydı. Köyümüzün toplam 32 bin küçükbaş hayvanı vardı. Herkesin hayatı güllük gülistan iken köyümüze koruculuk getirildi. Köyümüz için pek de hayırlı olmayan günler de böylece başlamış oldu.

Köyden 86 kişi korucu seçildi. 2.100 nüfuslu bir köyde 86 kişinin, bu kişilerin ailelerini de 10 kişiden sayarsak, yalnızca 860 kişinin istihdamı sağlandı. Herkes yaylaya çıkamadığı için hayvanlarını satmak zorunda kaldı. Geri kalanların göç etmekten, gençlerin gurbete çıkıp çalışmaktan başka çareleri kalmadı.

Gurbete gelenlerden biri de bendim. Maddi imkânsızlıklar yüzünden okulu bırakıp İstanbul’a geldim. Çocuk yaşta olduğum için iş bulmakta zorlandım epey. Önceleri bulduğum işyerlerinde yatma yeri vermedikleri için çalışamadım. Sonra İstanbul’a daha önce gelmiş arkadaşlarımızın çalıştığı kumlama atölyelerinde çalışmaya başladım. Bu atölyelerde yatma yeri veriyorlardı. Diğer işyerlerinde çalışan kişilerle maaşlarımız aynıydı. Bize cazip gelişi sadece yatacak yer vermeleriydi. Kumlama, Türkiye’ye yeni geldiği için fazla gelişmemişti. Karanlık bir odada deniz kumuyla kot beyazlatılıyordu. Kum fazla harcanmasın diye de odalara ufak fan takılıyordu. Bu işlerde çalışanlar ya bizim gibi yatma yeri sıkıntısı çekenler ya da yabancı uyruklu işçilerdi. 1999 yılında rodeo (kumlama) çok aşırı parladı. Neredeyse piyasaya sürülen bütün kotlara beyazlatma yapılıyordu. Bir anda aldığımız maaşlar piyasanın iki-üç katına çıktı. Herkes köydeki veya çevredeki eşine dostuna bu işi tavsiye etti. Burada başka işlerde çalışan arkadaşlar dahi işlerini bırakıp kumlama işine girdiler.

İstanbul’da iki elin parmaklarıyla sayılacak kadar kumlama atölyesi varken bu sayı yüzlere çıktı. Hiç kumlama nedir bilmeyen sermayedarlar bir kumlama ustasına 3 kuruş fazla verip himayesinde rodeo kurdular. Rodeo açmak için bir kompresör, bir hava tankı, birkaç püskürtme tabancasından başka bir şey gerekmiyordu. Unutmadan, kelepir bir bodrum bir de çalışacak işçi gerekliydi. Bizler İstanbul’a gelip 1 sene 10 ay çalışıp, köyümüze 15 gün dinlenmeye giderdik. Sigorta nedir duymuştuk ama ne için gerekli olduğunu anlatmamışlardı. Bizim gözümüzde sigorta, 20 yıl aynı işyerinde çalışanı emekli etmekti. Oysa sigorta hayatı garanti etmekmiş. Hadi bizler bilmiyorduk peki devlet neredeydi; çalışan işyerleri vergiye tabiydi. Elektrik faturası ödüyorlardı, vergi ödüyorlardı. Peki, merak etmiyorlar mıydı bu işyerinde ne üretiliyor, kimler çalışıyor. Sonuç itibariyle; senin belli iş yasaların ve bunun denetimi için kurumların var. Sen buraya elektrik, su verip vergi alıyorsan merak edip denetleyeceksin; şartlara uygun, koyduğun yasaya uygunsa çalışma ruhsatı vereceksin.

Ve şu an hepimiz hastayız, hem de tedavisi olmayan bir hastalık. Sadece köyümüzde resmi olan hasta sayısı 187, doktora gitmeyenlerle beraber 300 kişi hasta ve çaresiz ölümü bekliyoruz.

Türkiye’nin birçok bölgesinde bu işten hastalanan işçiler var. Bizim hikâyemiz böyleydi, onlarınki kim bilir nasıl?

Şimdiye kadar 3 arkadaşımızı kaybettik ve yatağa mahkûm 4 arkadaşımız var, yaşamları oksijen tüpüne bağlı. Aslında hepimiz perişanız çünkü çalışamıyoruz, yürümekte bile zorluk çekiyoruz. Geçimi bize bağlı ailelerimiz var, onlara bakamıyoruz. Bu bize hastalıktan da çok koyuyor. Bizi bu hallere düşüren iş sahipleri kadar devlet de suçludur. Bize sahip çıkmalıdır, en azından bizi iyileştiremezse bile bundan sonraki yaşamımızı garanti altına almalıdır.

Şimdi merak ediyorum yazımı okuyup bize sahip çıkacaklar mı? Yoksa bu leylek hikayesine gerçekten inanacağım… Acaba atılmış yavrular biz miyiz?

 

Basına ve Kamuoyuna

BASINA VE KAMUOYUNA

Silikozis hastalarına Özürlüler Yasası çerçevesinde aylık bağlayan yasal düzenleme 25 Şubat 2011 tarihinde yürürlüğe girmişti.

Bu yasanın silikozis hastalarına tanıdığı haklardan yararlanmak için koyduğu üç aylık başvuru süresi 24 Mayıs 2011 tarihinde sona erdi.

Bu vesileyle kamuoyuna bazı konuları açıklama gereği duyuyoruz:

Bu üç aylık sürede aylık gelir ve yeşil karttan yararlanmak üzere SGK Merkezlerine ve İl Müdürlüklerine kaç başvuru yapıldığını bilmiyoruz.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından bu sayıyı kısa sürede kamuoyuna açıklamasını bekliyoruz.

Yasal düzenleme aşamasında ve yasa çıktığında da belirttiğimiz gibi, insan sağlığına ilişkin bir hakkın kullanılmasının süreye tabi tutulması, en başta Anayasanın 5. maddesinde yer alan “Devletin Temel Amaç ve Görevleri”ne aykırıdır. Keza Anayasanın eşitlik ilkesi ve 56. maddesinde yer alan Sağlık Hizmetleri ile ilgili maddeye de aykırıdır.

Her ne kadar yasada 3 aylık süre sınırlaması bulunsa da Silikozis hastalığının ortaya çıkışı, teşhis edilmesi ve seyri düşünüldüğünde, bu süre tahdidinin bilimsel olmadığı da açıktır.

Kaldı ki, devlet, başvuru süresini kısıtlamakla, “aylık gelir” ve “yeşil kart” haklarını silikozis hastalarına lütfetmiş gibi davranmaktadır.

Oysa artık herkes biliyor ki, kot işçileri, devlet o ölüm atölyelerine izin verdiği, göz yumduğu için SİLİKOZİS hastalığına yakalandılar.

Yani devlet, bu yasal düzenleme ile çok ağır bir kusurunu, çok ağır bir insan hakkı ihlalini -yetersiz de olsa- telafi etmekten başka bir şey yapmamıştır.

Üstelik Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı -tüm ısrarlı taleplerimize rağmen- bu haklardan tüm silikozis hastalarının yararlanabilmesi için en küçük bir duyuru, tanıtım, çağrı kampanyası düzenlememiştir.

Devletin kendi kusurunu telafi ederken karşısındaki hasta ve mağdur insanlara süre tahdidi koymasını ve o süreyi sessiz sedasız geçirmeye çabalamasını takdirinize bırakıyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine götürülen “üç aylık süre kısıtlaması”nın iptal edileceğine inanıyoruz.

Ama iptal edilmese bile, üç ay gibi sağlık açısından izahı imkansız bir sınırlama kabul edilemeyeceğinden yasada belirtilen üç aylık süreye bağlı olmaksızın sosyal güvenlik haklarından yararlanabilmeleri esas olan kot, cam, metal kumlama ya da hangi sektörde çalışmış olursa olsun, silikozis şüphesi taşıyan tüm hastaların/işçilerin, hak kaybı yaşamamaları için Komitemize başvurmasını bekliyoruz.

Önümüzdeki dönemde meslek hastalığından kaynaklı iş gücü kaybı yaşayan tüm işçilerin 5510 sayılı yasa kapsamında sosyal güvenceye kavuşması için mücadelemize kaldığımız yerden devam edeceğimizi duyuruyoruz.

Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi

Ne yapılmalı?

Ne yapılmalı?

Halen İstanbul’un Sultançiftliği, Küçükköy, İkitelli, Halkalı, Alibeyköy, Esenyurt semtlerinde, her türlü denetimden uzak çok sayıda kot kumlama atölyesi var. İşçileri sağlıksız koşullarda, sigortasız çalıştıran bu atölyeler derhal tespit edilmeli ve kapatılmalıdır. Kot kumlama küçük, merdiven altı atölyelerin işi gibi yansıtılmaya çalışılmaktadır; ama bu atölyeler Lewis, Mavi Jeans, Strom Jeans, Adil Işık, Dolce Gabbanna, Leke gibi büyük firmalar için çalışmaktadır. Bu şirketler işleri taşerona vererek işçilerin iş güvenliğini sağlama ve sağlığını koruma zorunluluklarını, iş kanununa aykırı şekilde yerine getirmemişler ve binlerce işçinin sağlığıyla oynamışlar, onlarcasının canına kastetmişlerdir. Bu görmezden gelinmemeli ve hasta işçilerin maddi-manevi bütün zararları kendilerinden tazmin edilmelidir. “Gayrı sıhhi müessese” durumundaki işyerlerine, işyeri bina ve eklentilerinde bulunması gerekli asgari sağlık ve güvenlik şartlarını dahi kontrol etmeksizin işyeri ruhsatı veren tüm belediyeler, derhal gerekli denetlemeleri yapılarak (elbette Davutpaşa patlaması sonrasında gerçekleşen sahte denetlemelerden bahsetmiyoruz) gereken önlemleri almalı ve sebep oldukları maddi-manevi zararları karşılamalıdırlar. Sağlık Bakanlığı, her ilde silikozis hastalığı tehdidi altındaki tüm işçilerin ücretsiz sağlık taramasından geçebileceği sağlık birimlerini belirlemeli ve işçileri buralara yönlendirmeli, hasta işçilerin tedavilerinin sosyal güvence şartı aramaksızın tamamen ücretsiz şekilde gerçekleştirilmesini sağlamalıdır. Mağdur işçilerin patronlara karşı yürüttüğü hukuki mücadelede önlerine ciddi bir adalete erişim sorunu çıkmaktadır. Çok sayıda hasta işçi ya da vefat eden işçi yakını ödenmesi gereken harçları karşılayamadıkları için dava açamamaktadır. Adalet Bakanlığı, bu durumdaki işçilerin veya işçi yakınlarının bu harçlardan muaf olması için adli müzaret kararı çıkarmalı ve işçilerin haklarını aramalarının önünü derhal açmalıdır. Bu sosyal felaketten birinci derecede sorumlu olan kot taşlama işine uluslararası rekabet nedeniyle sessiz kalan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve hükümetlerdir. Sosyal güvenlik hakkı; Anayasa ile devlet güvencesi altına alınmış en temel insan haklarından biridir. Anayasanın 49. maddesinde herkesin çalışma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ve devamla 60. maddesi uyarınca da devletin sosyal güvenliği sağlayacak tüm tedbirleri almakla yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiştir. Buna rağmen; işçiler kot taşlama atölyelerinde sigortasız çalıştırılmış ve sosyal güvenlik haklarından mahrum bırakılmışlardır. Şimdi hastalıkla mücadele eden işçiler sosyal güvenceden yoksun bir halde, yeşil kartın sağladığı sınırlı sağlık hizmetlerinden yararlanmaya çalışmaktadırlar. İş güvenliği ve işçi sağlığı koşullarını yerine getirmeyen işyerlerine işletme izni vererek faaliyete geçmelerine neden olan; gerekli denetimleri yapmayan, bu şekilde çalışan işyerlerine yaptırım uygulamayan, işçilerin sosyal güvenlik haklarını koruma altına almayan ve patronların işçileri göz göre göre katleden uygulamasına göz yuman Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilileri ve ayrıca, Bakanlık’a bağlı İş Teftiş Kurulu müfettişleri, denetlemeleri usulüne uygun yapmadıkları ve bu atölyelerin faaliyetlerini durdurmadıkları için yargılanmalıdır! Tekstil sektöründeki uluslararası rekabet gerekçesiyle gencecik işçilerin ölümüne şimdiye dek ses çıkarmayan hükümet, derhal gereken önlemleri almalı ve ölümleri durdurmalıdır!

Meslek Hastalığı ve Tespiti

Meslek Hastalığı ve Tespiti

Yasal düzenlemeler uyarınca işçinin yakalandığı hastalığın “meslek hastalığı” olduğunun Sosyal Sigortalar Kurumu Meslek Hastalıkları Hastanesince düzenlenecek usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeler ile tespit edilmesi gereklidir. İşçinin Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından meslek hastalığına tutulan bir işçiye sunulacak yardımlardan yararlanabilmesi için bu şarttır. Bu nedenle öncelikle kot kumlama sektöründe çalışmış ve “silikozis” belirtileri taşıyan işçinin Meslek Hastalıkları Hastanesine hastalığının “meslek hastalığı” olduğunun tespiti için başvurması gereklidir. Meslek hastalığı tespiti halinde Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından işçiye; * sağlık yardımı yapılması, * eçici iş göremezlik süresince günlük ödenek verilmesi, * sürekli iş göremezlik hallerinde gelir verilmesi, * sigortalının ölümünde hak sahiplerine gelir bağlanması, * protez araç ve gereçlerinin sağlanması, takılması, onarılması ve yenilenmesi, * sağlık yardımları için sigortalının başka yere gönderilmesi, yurt içinde tedavisi kabil olmayıp, ancak yabancı bir ülkede kısmen veya tamamen tedavisi mümkün görülen ve mesleğinde uğradığı iş göremezlik derecesinin azalabileceği Kurum sağlık tesisleri sağlık kurulu raporu ile tespit edilen sigortalının ve bu raporda belirtilmişse, beraber gidecek kimselerin yabancı ülkelere gidip gelme yol paraları ile o yerdeki kalış ve tedavi masraflarının ödenmesi, cenaze masrafı karşılığı verilmesi gibi yardımlar söz konusu olacaktır.

Yasal Süreç

İşçinin meslek hastalığına yakalanmasına neden olmuş tüm sorumlular hakkında ceza davası açılabilmesi için ilgili Savcılığa suç duyurusunda bulunmalıdır. Yine yukarıda sayılan sorumlular hakkında meslek hastalığına yakalanan işçi ya da meslek hastalığı yüzünden hayatını kaybeden işçinin yakınları bu hastalık veya bu hastalığının neden olduğu ölüm nedeniyle oluşmuş olan maddi ve manevi zararlarının tazmini için adli ve idari yargıda davalar açabileceklerdir. Sigortasız çalıştırılan işçi, çalıştığı işyerinin bağlı bulunduğu çalışma bölge müdürlüğüne başvurarak sigortasız olarak çalışmış olduğu sürenin tespitine ve bu dönem için sigortalı olduğunun kabulüne ve eksik yatan primin tamamlatılmasına karar verilmesini talep edebilecek bu husustaki idari başvurusu incelenirken aynı anda yine görevli mahkemelerden sigortalılığının tespitini isteyebilecektir. İç hukuk yollarının aleyhe tüketilmesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve Uluslararası Çalışma Örgütü’ne bireysel başvuru haklarının kullanılması mümkündür. Sorumlular:

İşveren

İşveren, yasa ve yönetmeliklerle gösterilen hatta yasa ve yönetmelikler ile gösterilmese dahi işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini korumak için gerekli olanı yapmak, gereken koşulları sağlamak ve gerekli araç, edevatları eksiksiz bulundurmakla ve teknolojik olarak da alması gereken bütün önlemleri almakla yükümlüdür. İşçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle işveren hakkında,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

İş sağlığı ve güvenliği konularında mevzuatın uygulanmasını sağlamak, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak tedbirleri almak, çalışma hayatını denetlemek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları koruyucu ve çalışmayı destekleyici tedbirleri almak gibi başlıca görevlerini yerine getirmemiş olan TC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teşkilatı içerisindeki tüm ilgili bakanlık, müdürlük ve bağlı kurumların yetkileri hakkında,

Yerel Yönetimler

İşyeri ruhsatı başvurusunda gayrisıhhi müessese olarak değerlendirilmesi ve buna duruma özel şartların aranması gerekirken; sıradan bir işyeri açmak için gerekli olan şartları dahi taşımayan; iş güvenliği ve işçi sağlığını korumak için gerekli düzenlemelerden yoksun bu işyerlerine geçici ruhsat vermek suretiyle meslek hastalığına neden olan bu işyerlerinin çalışmasına neden olmuş yerel yönetimlerin sorumluları hakkında,

İçişleri Bakanlığı

Ortaya çıkan bu meslek hastalığına, kot ağartma işinin kum püskürterek yapılması işinde kumun içerisinde bulunan silikanın solunmasının neden olduğu bilimsel olarak açığa çıkmış bulunduğundan; 1960’lı yıllardan bu yana silikanın bu şekilde kullanımı yasaklamış Avrupa ve Amerika’ya karşı ülkemizde silikanın bu şekilde kullanımını yasaklamamış İç İşleri Bakanlığı yetkilileri,

Asıl İşveren Sıfatıyla Kot Üreticisi Firmalar

Kot ağartma işini, silikanın solumasına engel olabilecek önlemleri almayarak yapan ve bu meslek hastalığının ortaya çıkmasına neden olan taşeronlara veren büyük kot firmaları yetkileri hakkında,

Sektör Dernekleri

Sektörde meslek hastalığının önlenmesi ve konuya duyarlılığın yaratılabilmesi için; sektör içi yaptırımları uygulamayan, eğitimleri vermeyen, önlemlerin alınmasını teşvik etmeyen sektör dernekleri yetkilileri hakkında ceza şikâyetinde bulunulması ve haklarında ceza davasının açılmasını talep etmek gereklidir.

Av. Özlem AYATA
Av. İbrahim Gönen YÖNTEM
Av. Tanzer GÜVEN

Eylem Günlüğü Ankara

Özürlü değil, İşçiyiz!

Türkiye’nin birçok ilinden(İstanbul, Muş, Bingöl, Erzurum) Ankara’ya sesimizi duyurabilmek umuduyla geldik.

[Petrol-iş'te gerçekleştirdiğimiz basın açıklaması sırasında çekilmiştir]

[Has Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş bizlere desteğini sunarken]

[CHP milletvekili Çetin Soysal bizlere desteğini sunarken]

[Türk Tabibler Birliği ve 78'liler bizlere desteğini sunarken]

[CHP Genel Başkan Yardımcıları İzzet Çetin, Umut Oran ve Milletvekili Çetin Soysal bizlere desteğini sunarken]

[Çankaya Belediyesi Başkanı Bülent Tanık bizlere desteğini sunarken]